30 Aralık 2012 Pazar

BİZ HALA RÜYALARA İNANIYORUZ



yanan izmaritin ateşiyle sigara yakar gibiydi dışarıda karanlık/Ve nedense hep hafif bir rüzgar eserdi /sokak loşluğu estetiğinde gömleklerimiz uçuşurdu /bir bayrak gibi/Ve banklar en eski tapınaklarımızdı /boşluklarında çilingirler açtığımız
Hayat uzakta hayaller yakındaydı

Nöbet tutardık geceleri duvarlardaki şehrin kutsal şiirlerini korumak için hiç sekmezdi her harfinde bir hayal uçuşurdu/cümleler yavşayıp uzamamıştı henüz /Mitolojik tanrıların hayalleri inceltemediği zamanlardaydık/Hep bir trajedi uçuşurdu havada da dönüp bakmazdı bile kimse/ve harflerin üstünü eze eze konuşan abilerimizdi/arada görünüp giden/ve bize kısa bir çığlık gibi hayatı öğreten

Sonra bir yasak gibi yakarken cigaramızı/Resimler uçuşurdu beynimizden/Hızlı değildi görüntüler ve değerliydi resimler/Biz de her seferinde farklı boyardık aynılarını içimizde
Çünkü hayat uzakta hayaller yakındaydı

O yüzden hiç utanmadan daha bir rüyaların bekçisi oluverirdik/ Şehir voltalarının sallanan tören yürüyüşleriyle / Umarsız aykırı kelimelerin mekanlarına götürüdü bizi ayaklarımız/ Hayata utangaç ve sessiz bir çığlık atan delikanlıların/Asla bir kere söylenmeyen tekrar eden cümleleri /Kesik bir müzikti mendireklerin kayalarına çarpan/
Tren yolculuklarına sabredemediğimiz harbi zamanlardı/Neden mi
Çünkü
hayat uzak
hayaller yakındı

14 Kasım 2012 Çarşamba

Welcome To The Soft Parade / 1


    20-25 yaş arası insanlar senin için tehlikelidir, unutma. Hayatta işlerine yaramayacak bilgilerin içeriğini arttır, öğretimi uzat, onları hemen sosyal hayatın içine sokma. Bağları yoktur, özgüvenleri yüksektir, bunları tersine çevirene kadar onları idare etmemiz gerekiyor.

     Çok iyi bir geleceğin onları beklediğine dair efsanelerle onları besle, eski çileci taktik. Ama eğlence alanını da boş bırakma, zararsız enerji boşaltımlı faaliyetler düzenle, anlamsız fanatiklikler yarat. Cuma ve cumartesi akşamları dışarı çıkmanın bir gereklilik olduğunu yavaş yavaş dayatmaya başla, biliyorsun geceleri ışıkları loş evlerde toplanan gençler tehlikelidir, dışarıda eğlenceyi yönlendirebilirsin ama içeride neler olduğunu bilemezsin. En uyumlu olan, en kalabalık kitleden kurtulmuş oldun, uzun bir süre, enerjileri yetmeyene kadar hafta sonu dışarıya çıkma geleneğini sürdürecek, gittikleri mekanları birbirlerine anlatarak vakit geçireceklerdir. Bu yaşlarda olası alternatif düşüncelerin tutarlı seviyelere gelmesini önlemek için boş vakit bırakmamalısın, hafta sonu hezeyanı daha bunu oluşmadan engelleyecektir. Tutarlı hale gelmemiş alternatif düşüncelerden korkma, bir süre sonra fabrika ayarlarına dönecektir. Hafta içleri ölçülüleştikçe, hafta sonu intikam geceleri daha ölçüsüzleşmelidir. 


     Daha zor ikna edebileceğin kitle, göstergelerin içinin boş olduğunu gören ve toplumun intiharını hisseden kitledir. Dışarıda kalamayacak kadar güçlü olamayanlar uzun süre direnemeyecektir, onlar hakkında bir şey yapmana gerek yoktur, bir süre sonra pişmanlık ve geç kalmışlık hissiyatına kapılacaklar ve uyumlulardan dahi uyumlu olacaklardır.  Bunu umursamayacak kadar güçlü olanlar, büyük ihtimalle yasadşı uyuşturucu maddelere yönelecektir. Uyarıcılar zenginler, yatıştırıcılar fakirler içindir, unutma, işler karışmasın. Halusinojikler ise aydınlandığını zanneden manyaklar ve insanlara sıkıcı yaşamlarını sahte şöhret kimliksizliğiyle şizofreninin kıyısında yaşattığın oyuncular içindir. Hem dışarıda kalacak kadar güçlü, hem de uzlaşmamanın, uzlaşılmış zorunlulukların monoton sorumluluğundan daha fazla güç ve irade istediğini bilen ve bu yönde kendini besleyenler hakkında maalesef yapabileceğin bir şey yoktur.(Kimilerini televizyona çıkartman yeterli olacaktır, gerçekten bunu mu istediklerini yoksa muhalif ya da ayrıksı bir duruşla samimi olarak mı başladıklarını sen bile ayırt edemeyeceksin.) Her sorunu halledememek de senin genel sorunundur, biliyoruz. Genelde sırasıyla marjinal, patolojik ve kriminal ilan ettiğin bu kitle senin düşmanındır, biliyorsun, her şeyi genel kitleye uyguladığın kurallarla halledemezsin ve özel kişilere, özel yaptırımlar uygulamak zorunluysa, toplumu kötülüklerden korumak adına, bu çok da ahlaksızca bir durum değildir. Her oyunun sertliği ve kuralları oynanılan kişilere göre değişir, genel argümanlar ve yaptırımlar genel insanlar içindir, biliyoruz. Ama bunu yaparken, gerek toplumunun senden bilinçsizce aynaladığı, "söylemlerin gerçekleri saklama kuralı" içinde konuşan ama uygulamadığı ve göze batmadan uygulamamasında sakınca olmayan ahlaki kodlarınla, gerek özel olarak karalamalar ve iftiralarla, onların gerçekten zararlı olduğuna inandırmalısın ki,kendin için değil de, toplum  uygulamadığı kurallarını bu kişilerin bozduğu için bunu onlar için yaptığına kendini inandırma ihtiyacında zorlanmasın. Yoksa, zaten yarattığın simülasyondan sıkılmış olan ve etik yaşam şansı vermediğin için böyle bir değerlendirme yetisi gelişmemiş toplum üyelerin, iyi ve kötü olduğunu dahi değerlendirmeden, bu insanlara hayranlık duyacaktır. Toplumun, her tür aykırı hatta ayrıksı insanı yüz yüzyken kınaması hiç bir şeyi değiştirmez,  ekran ulaşılmazlığının güvenliği söz konusu olduğunda katiller dahi heyecan vericidir ve uygarlığın toplumun orta tabakasına yasakladığı kötü hazları, zararsız fetişler olarak yönlendirmek faydalı dahi olabilir.  Çoğunluk sadizmiyle ve ahlaklılaştırılan söylemlerle gösterilen şiddet, hümanist ve ahlaklı  toplumumuza gizil bir haz verir ve  savaşta ölen insanları dahi keyifle izleyebilirler, biliyorsun. Şöhret göstergelerini kullandığın ve aynı zamanda gerçek farklılıkları genel mantığın dışına çıkarmayarak karikatürize ettiğin rollerdeki oyuncular, bu konuda sana yardımcı olacaktır.

     
magitte-aşk

        Cinsellik çok konuşulmalı ve az yaşanmalıdır. Her ikisinde de bir oynama olması sakıncalı olacaktır. Cinsel uyaranları arttır ama cinselliğin yaşanmasını kısıtla, böylece cinselliğin yarattığı gerilimi insanların iş enerjisine aktarabilirsin. Unutma, cinsel olarak tatmin olmuş bir insanı çalıştırman daha zor olacaktır. Eksiklik duygusu ve yem senin silahlarındır. Cinselliğe yönelik "kültürel" ürünler satmalı, cinsel içerikli espriler güldürmelidir. Cinselliğin konuşulmasının yaşanmasından fazla olması gerekir. Bu denge bozulursa işler zorlaşacaktır, bastırmayı arttırman gerekir.

     Bunu cinselliğin felsefesini denetleyerek yapabilirsin ki ,belki de en önemlisi budur. Kadınlar genel olarak kendilerini lojistik bir destek olarak görmeli, bunun yetmediği durumlarda duygusal yüceltmeleri kullanmalı, erkekler ise kendini fetheden ve koruyucu olarak görmelidir. Bunun da yetmediği durumlarda ise kabul edilebilir kötü olan, kaçamak devreye girebilir. Kötülüğün hazzı, genel anlayışın değişmesine daha tercih edilebilir bir durumdur.


     Cinselliğin iki cins arasında ortak bir zevk olarak görülmesi tehlikeli bir durumdur, unutma. Bunun da serbest cinsellik gibi sadece motto olarak kalması ve gerçekleşmemesi gerekir. Toplum bu yöne doğru giderse sosyal antropolojik verilerinin ortaya çıkar, kabile düzenine dair uyduruk bilgilerden bahset, yeni dizi kahramanları yarat.

      
Gerçekten tek eşli bir erkek işine yaramaz, erkek sadece tek eşli gözükmeli ve çok eşli olmalı ve böylece kafasında cinsellikle bağlantılandırdığı fethetme duygusunu sürdürmeli ve verimli bir iş gücü olmalıdır. Huzur da sadece bir motto olarak kalmalıdır, huzurlu bir insan verimli bir iş gücü olamaz, unutma, kendini çabalayacak kadar yetersiz hissetmelidir, kendini tamamlanmış hisseden bir insanı çalıştıramazsın, unutma. Çok eşliliğe kolay ulaşamaması ve tek eşliyken kendini eksik hissettirilmesi resmi tamamlayacaktır. Kadınsa, mümkünse duygusal boşluğa düşmediği zamanlar haricinde tek eşli olmalı, lojistik destek ve duygu yüceltimi koşullanmalarıyla yaşamaya devam etmelidir. Bunun dışındaki durumlarda, kabul edilmiş kötünün hazzı kaçamak işleri halledecektir.

    

   
    

15 Mart 2012 Perşembe

beautiful losers...

......Her zaman Komünist Partisi ve Kilise'nin beni sevmesini istemişimdir. Joe Hill gibi, folk şarkılarında yaşamayı istemişimdir. Bombalarımın sakat bıraktığı insanlar için ağlamak istemişimdir. Bizi besleyen köylü babaya teşekkür etmek istemişimdir. Gömleğimin kollarını hafifçe kıvırıp onları yanlış elimle selamlarken halkın gülümsemesini istemişimdir. İçlerinden bazıları Dante'yi tanısa da, zenginlere karşı olmak istemişimdir: onlardan biri ölüm döşeğinde, benim de Dante'yi tanıdığımı öğrenmişti. Suratımı Pekin'de taşımak istemişimdir., omuzlarımdan aşağı yazılmış bir şiirle. Dogmalara gülmek ve ona karşı egomu yok etmek istemişimdir. Broadway makinelerine karşı koymak istemişimdir. Beşinci Cadde'nin eski Yerli patikalarını  hatırlamasını istemişimdir. Kaba saba tavırlı insanların yaşadığı bir madenci kasabasından gelmek ve ateist bir amcanın öğretileriyle ailenin yüz karası bir bar kuşu olmak istemişimdir. Bir trenle Amerika' yı boydan boya geçmek, anlaşma toplantılarında Siyahlar' ın kabul ettiği tek beyaz adam olmak istemişimdir. Kokteyllere bir makineli tüfek kuşanarak katılmak istemişimdir. Yöntemlerime hayran eski bir kız arkadaşıma devrimlerin açık büfelerde olmayacağını ve istediğini seçip alamayacağını söylemek, gece elbisesinin bacak aralarının nemlendiğini görmek istemişimdir. Gizli Polis'in ele geçirişine karşı, ama Partinin içinden, savaşmak istemişimdir. Oğullarını kaybetmiş yaşlı bir hanımefendinin, kerpiç bir kilisede, oğullarına verdiği sözü tutup benim için dua etmesini istemişimdir. Pis lafların karşısına çıkmak istemişimdir. Küçük bir kilise ayininde kilise yönetimi aleyhinde konuşan pagan kalıntılarına karşı hoşgörülü olmak istemişimdir. Gizli gayrı menkul işiyle ilgilenmek, ölümsüzlüğün casusu, isimsiz bir milyarder olmak istemişimdir. Yahudiler hakkında iyi şeyler istemişimdir. Franco'ya karşı bedenimi savaş alanlarına taşıdığım için Basklar arasında vurulmak istemişimdir. Bakireliğin ele geçirilemez kürsüsünden gelinlerin bacaklarındaki siyah kılları seyrederken, evlilik üzerine konuşmalar yapmak istemişimdir. Çok basit bir İngilizceyle doğum kontrolüne karşı bir makale yazmak istemişimdir, fuayelerde satılan bir broşür, göktaşı ve sonsuzluk çizimleriyle resimlendirilmiş. Bir süre için dans etmeyi yasaklamak istemişimdir. Folkways şirketi için plak kaydı apan junky bir rahip olmak istemişimdir. Politik sebeplerle transfer olmak istemişimdir. Kardinal __' nın bir kadın dergisinden yüklü bir rüşvet aldığını öğrendim, günah çıkarttığım rahip bana küçük bir saldırıda bulundu, gerekli nedenlerle köylülere ihanet edildiğini gördüm ama bu akşam çanlar yine çalıyor, Tanrı'nın dünyasında bir başka akşam ve beslenecek çok insan var, çökmek için yalvaran bir sürü diz, yıpranıp parçalanmış cüppemin içinde aşınmış merdivenleri tırmanıyorum.........

Leonard Cohen

20 Şubat 2012 Pazartesi

KAHKAHA BENDEN YANA

       KAHKAHA BENDEN YANA

       Bir yere kadar gideceğini, dönemeyeceği kadar uzaklaşmadığını zannederdi hep. Gerçekten de öyle yapmıştı. Ama suratına yapışan o sinik gülüşün, kahkahanın ve serotoninin nasıl bir düşmanı olduğundan habersizdi.

       İki seçeneği kalmıştı şimdi.Ya sonuna kadar gitmek, ya da o yapışan gülümsemeyi yenmek.

       Sonuna kadar gitmesinin bir inanç sisteminin tekrarları olmadan mümkün olmadığını biliyordu, boşlukta konuşan şairlerin yağmurda ıslanabilme süreleri vücutlarının direnci kadardı. Delilik sanıldığının aksine hiç bir zaman çok uzakta değildi ve insanın sınırları zannedildiği kadar geniş değildi. İç ısıtan bir kaç simge olmadan sonuna kadar gitmek mümkün değildi. Simgelerle gidilen son ise bir labirentin aynalarından farklı değildi. Oluşturduğun bir labirentte aynaların illüzyonlarında oynanan oyunlar, ciddileşen  yüzler ve varoluş nedeni haline gelmiş bir kurgunun canın pahasına savunulması. Ciddi, ciddi olduğu kadar da fedakar görünen, fedakar göründüğü kadar da fedakar olduğuna inanan, kırpma zaman aralıkları azalmış dik bakışlı gözler. Varılan sonuç itibariyle birinci yoldan farkı kalmamış, yağmur yağarken saçağın altında izlenen karanlık dar sokaklar hakkında iddiaya giren bir avuç salak. Loş bir kafede içtiği esperessonun etkisi, çeviri cümleleri ve bir çığlık gibi çıkan hakikiliğin arasında kalmışlık. Yazı mı tura mı?

       Sinik gülümseme. Kahkahanın ve serotoninin düşmanı. En ilkel maskelerle girilen dar sokaklar. Yağmur hiç bir zaman dinmez, diniyor gözükürken de dinmez. Yaşam hiç bir zaman kolay olmayacaktır, kolay olduğunda da kolay olmayacaktır, insan onu zorlaştırmanın bir yolunu bulur. Basitleşme, son metaforlarını da en yakınındaki yazara hediye et. Derinlik mümkün değildir, olsa da gerçek değildir, labirent ve aynalar. Yıkıcı kahkaha, göz bebekleri ne kadar büyüyorsa bu sırada o kadar etkili. İlkel maskeler ve yıkıcı kahkaha. Saçaktaki yazı tura işinden daha çekici şimdilik. Bunun tarih yazmakla filan ilgisi yok. Tarih yeniden filan yazılmıyor, tarihi yazma işini üstlen(diril)en başkaları olacaktır ve birbirinin tekrarı olan bir şekilde, aynı metotlarla isimlerin anlamı değiştirilerek, roller çeşitlendirilerek aynı ayinlerle devam edecek insanlık. Kelimeler çoğunluk için her zaman hayal çağırıcı simgelerdi, mantıklı neden-sonuç ilişkileriyle kimseyi ikna edemeyen, çaresiz, lince uğramış ciddi suratlı adama atılan tekmeler ve o hala mantıklı düşünmeye çalışıyordu ölürken.

       Mantık her çağın orospusudur, ve birbirine benzer iki orospu ekranda gözükemez, kontenjan sınırlıdır. Orospu olmanın ön şartı estetikli olmaktır, geriye kalanlar tutkunun sınırlandırılmamış sarhoşlarıdır.

       Tek çare yıkıcı bir kahkaha basitliğinde cevap vermek bu garip bir şaka olan, ama kimse gülmediği için gülünmeyen absürtlüğe.

İPLER, KUKLALAR VE KORSANLAR

       Gelenekler...Olsa olsa bizi koruyan dadılarımızdır. Nasıl ki, şefkat bağımlılığıyla beslenen bir çocuk asla büyüyemezse, gelenekler ve inanç sistemleriyle kendini diri tutmaya çalışan kişinin de büyümesi mümkün değildir. Çağının tasarlanmış, karşılaşılan durumlarda ezberlenmiş makul repliklerin, yoğunlaştırılmış cümlelerin bilinçsiz bir aktörüdür o. O kadar bilinçsizdir ki, bu sıkıştırılmış cümle ve repliklerin alt yapısını, oyunun  tümünün resmini görmeyi, görme ihtimalini ve hatta büyük bir resmin varlığını dahi görmekten uzaktır. Donmuş bir bilinçtir bu, soğuk olduğu için annesi tarafından dışarı çıkması yasaklanmış bir çocuktur o. Ne geçmiş vardır imgeleminde ne de gelecek. O şimdiki zamanın bilinçsiz bir kölesidir. Bilinç dışı bir buz dağıysa, suyun içinde kalan bölümü onun için her zaman orada kalacaktır, çünkü derinlere girmekten korkmaktadır. Soğuktan her zaman korkmuştur, mayıştırıcı ve uyuşturucu bir sıcağın konformizmine saplanmıştır.

       Piyes her zaman durağan değildir. Dışarıda yer alanlar ve oyunun alt yapısını çözümleyenler her zaman vardır. İşler sarpa sardığında, kukla oynatıcıların ipleri korsanların fenerleriyle aydınlatılmaya başlandığı zaman, ehlileştirilmiş bir öfke sahnesi ortaya konur. Bunlar içi boşaltılmış kavramlarla süslenen, Dionysus' un postunu giyen satirlerin yerine geçen , büyüklerinin sınırlarını bilen ve sözünden asla çıkmayacak kuklalarla yapılır.

   Ciddi kuklalar bir anda kurban edilir. Nasıl ve ne şekilde iplerle oynatıldılarsa, tepelerindeki o görünmez ipler kesildiğinde, tek başlarına hareket edemeyeceklerdir ne de olsa ve yere yığılıp kalırlar. Seyircilerin öfkelerine kurban edilir onların acizlikleri. Kuklalar hiç bir şey yapamaz, zaten sanaldırlar ve sanallaştırılmış şekilde kurbanlık olarak sunulmaları da, bu sanallığın içindedir ve oyunun bir parçasıdır. Bir öfke boşaltımıdır yaşanan, yere yığılmış kuklalarla alay edilir, hakaret edilir ve yüzüne tükürülür. Bu öfke boşaltımı sürerken oyunun yeni kuklaları hazırlanmıştır bile. Onlar da sunulacak, oynatılacak ve zamanı geldiğinde ipleri kesilip, sahnenin ortasına kurban olarak sunulacaktır.

       Peki ya seyirciler? Bütüncül bir bakışları olmadığı için, bir repliğin eş anlamlı sözcüklerle söylenmesi onlar için yeterlidir. Kuklaların ya da monologdaki anlamın aynılığı onlar için hiç bir şeyi değiştirmez. Zaten gökyüzü çok fazla grileştiği için tasarlanmıştır bu değişimler. İsimler değiştirilir ve yüzler büyük resimden koparılmış parçalardır. Seyirciler..Evinin sıcaklığından kopamamak ve bir seyirci olmaktan dışlanma korkusuyla karışık bir ruh hali içindedirler. Toplu bir yaramazlık seansı içindedirler ve dışarısı soğuktur. "Babası çağırdığında, evine kaçan yaramaz bir çocuktur o. " Ve evinin  değişmeyen mimarisiyle esiri olacaktır her zaman çağının. Sokak lambasının ışığıyla yetinerek, soğuğun ve ayazın boşluğunda uzun süre kalabilmeyi gerektirir dünyanın nasıl bir şekil aldığını ve nereye gittiğini görmek için. Üşümekten ve boşluğun kasvetinden korkanlar,  çağlarının dar kafalılığının mahkumudur esiri olmaya. Aynı resmin farklı renk tonlarıyla çizilmişlikleri yeterlidir onların özdeşleşmeleri için. İmkan ve imkansızlık sınırlaması ve sınıflamasının hayret verici şekildeki darlığı asla şaşırtmaz onları. Nasıl resmin bütününün varlığı onları ilgilendirmiyorsa, imkan ve imkansızlık sınırlandırılmasının  darlığı da onları ilgilendirmez. İmkansızlığın çizgisi dahilindeki cümleler, algılarının dışındadır, ona ulaşana kadar seslerini yitirip yok olurlar. Resmin tamamını, bin bir emekle, bir puzzle çözer gibi oluşturanların ödediği bedel olan kasvet ve boşluk duygusu diğer insanlarda yerini duygunun kaybına bırakmıştır. Anlaşılmayacak kadar yavaş grileşmiştir her şey, katil silüetini göstermeyecek kadar yavaş halletmiştir işini. Huzur dedikleri ise can sıkıntısının alışılmış halidir, depresyon her zaman daha iyidir durgunluğa bir yanıt olarak, en azından verimlidir. Hiç bir şeyden heyecan duymadıklarından yakınırlar bazen, ancak artık yaşamlarını o kadar dinginleştirmişler ve sıradanlaştırmışlardır ki, heyecan verici bir eylem ya da bırakın eylemi, ekranın sanallığından alınan güçle olanları saymazsak,  görme ihtimali dahi  büyük bir panik yaşamalarına sebep olacaktır. Onların ruh hali, simgelerle beslenen, kültlere tapınan bir sürünün ruh halidir.

      Gerçek huzur ancak ürettikten sonra, zihindeki çemberin genişlemesi hissidir. Çember bir bütünlüktür, kapalı ve köşesiz bir bütünlük. Genişleyen bir çember yeni bir tutarlılık isteyecektir bizden köşelerini oluşturacağımız. Ancak bu çemberin genişlemesinin durması ve köşeler bütünü içinde yaşamak zihnin bir esaretidir. (Büyük resim her zaman bir çemberdir ancak bize köşelerinden tutacağımız şekilde gösterilir. Bu köşeler çağların duraklarıdır, bu durakları geçmeden kendi resmimizi çizemeyiz.) Çemberini genişletmek isteyen biri, bu kukla oyununu ara sıra dışarıdan izlemeli, bunu da alt metinlerini kavramak için uyanık bir şekilde yapmak zorundadır. Kuklalar kukladır, bu hiç bir zaman unutulmamalıdır ve ara sıra kalkıp izlemeyi terk edip, kendi oluşturduğu çemberin köşelerini yaratmalıdır. Oyun aynı şekilde devam etmektedir, bir süre izlemeyi terk etmekle hiç bir şey kaybedilmeyecektir. Yarattığı köşelerin bütünlüğü içinde donmak seyircilik esaretini kabul etmektir. Zorunlu olarak gözlerini kapatmayı gerektirir, sokakların reddidir ve hayatın akışkanlığına ihanettir. Gözlerini kapatmayan bir insanın çemberi hiç ara vermeden büyüyecektir ve doğası gereği insan büyüyen çemberin köşelerinden tutacak ve onu tutmak için de bütünlüklü bir düşünce sistemine ihtiyaç duyacaktır daha da geniş bir çemberin bozacağı. Zihin ancak kendini böyle geliştirebilir, bunun başka yolu yoktur ve kafa karışıklığı da yan etkisidir bunun göze alınması gereken. Kafa karışıklığını göze alamayan herkes aptal olmaya mahkumdur. Zihindeki mimari sürekli olarak değişmelidir, durağanlaştığı an, insan artık yaşamamaktadır, bir bitki haline gelmiştir, artık olmasa da olur.

     Kuklalar, seyirciler ve korsanlar. Piyesi asla unutmadık. Korsanlar, seyirciler gibi aramızdalar, hep oldular ve hep olacaklar. Sadece can sıkıntısının artmasını bekliyorlar  ışıklarını göstermek ve alevlerini yakmak için iplerin, seyircilerin ruh halleri "kıvama geldiğinde",kukla oynatıcıları ipleri kesip, yeni kuklaları oyuna sürmeden önce. Aramızdalar ve bekliyorlar.