16 Eylül 2013 Pazartesi

Pahalı röprodüksiyon






......... Burjuva ideolojisine karşı bütün siyasal savları bir solukta sayabilen aydınlar bile bir standartlaşma sürecine geçmekte - apaçık çıkar ve düşünce zıtlığına rağmen ortama uymaya heveslidirler- ve bakış açılarının da giderek rastlansallaştığı, düperdüz kendi tercihlerine ya da önlerindeki fırsatarla ilgili değerlendirmelerine bağlı hale geldiği ölçüde de günün geçerli zihniyetine ayak uydurmaktadırlar. Radikal sandıkları şey, onlar gibiler için ayrılmış kompartımana nesnel olarak o kadar denk düşmektedir ki, radikalizm de bayağılaşarak soyut prestije, bugünlerde bir aydının neye karşı ve neye yandaş olması gerektiğini bilmenin verdiği bir meşruluğa dönüşmektedir. Vaktiyle seçmiş oldukları şeyler, çoktandır öğrenci kardeşlik gruplarıninki kadar kabullenilen, sayıca onlarınki kadar sınırlı ve değerler hiyerarşisi açısından da onlarınki kadar katılaşmış bir durumdadır. Resmi kitsche verip veriştirmekte ama görüşlerini oluştururken de tıpkıuslu çocuklar gibi sadece onlar için önceden seçilmiş yiyeceklere el sürmektedirler. Klişeye karşı klişe. Bu tür genç bohemlerin oturduğu yerler de düşünsel hanelerine benzer. Duvarlarda "Ayçiçekleri" veya "Arles'daki Kahve" gibi ünlü Van Gogh'ların aldatıcı biçimde sadık renkli röprodüksiyonları, kitap rafında suyunun suyu sosyalizm ve psikanalizle birlikte bazı ketlenmeleri olan mahçup hovardalar için bir miktar seksoloji. Buna Proust'un Random House baskısı da eklenmeli. Scoot Mancrief'in güzel çevirisi buna layık değildi oysa: Bir edisyon ki kapağında bile indirimli fiyat seçkinliğini hissetirmekte ve "bütün kitaplar bir arada" diye bağıran kaskatı biçimiyle de bu her cümlesi bir hazır düşünceyi etkisiz kılan yazarla sanki alay etmekte: Demek Alman evlerindeki orman hayvanları ve Kuzet Kutbu seferleriyle ilgili kitapların yerini gençler için şimdi de ödüllü bir eşcinsel olarak Proust dolduruyor burada. Sonra bir gramafon ve yanında berisinde bazı plaklar: Belli ki tren istasyonlarına derin bir ilgi duyan sağlıklı ve yiğit bir ruhun Lincoln-kantatası, yeri geldiğinde mutlaka huşu içinde dinlenen Oklahama folkloru ve kendinizi hem aynı anda kolektif, hem cüretli, hem de rahat hissetmenizi sağlayan bir kaç tane gürültülü caz plağı. Ortaya atılan her görüş dostların onayını kazanıyordur burada, ileri sürülen her sav önceden biliniyordur. En aykırıları da dahil bütün kültürel ürünlerin büyük sermayenin dağıtım mekanizmalarına bağlanmış olması, bu en gelişmiş ülkede seri üretim damgasını taşımayan hiç bir ürünün okura, seyirciye ve dinleyiciye ulaşma imkanının bulunmaması-bunlar farklı yollara sapma özlemlerini daha işin başında kendi konularından yoksun bırakıyor. Kafka bile bir ucuz stüdyo demirbaşı olmak üzere. Aydınlar kendi dünyalarının onayını almış şeylere, şimdiden o kadar bağlılar ki, entelektüel seçkinlik etiketi taşımayan hiç bir şeyi arzulamıyorlar artık. İhtirasın hedeflediği en yüksek nokta, kabul görmüş şey üzerinde uzmanlık: Doğru sloganı bulmak. Yeni başlayanların ise dışarıda kalması bir yanılsama, sadece sıralarını bekliyorlar. 


     Onları dönek olarak görmek bile fazla değer biçmek olur...

Minima Moralia-Adorno

8 Eylül 2013 Pazar



                                     ATEŞ HATTINDAN UZAKTA

     Hava taarruzlarıyla ilgili haberlerde, uçakları üreten firmaların da adı geçiyor çoğu zaman : Focke-Wulff, Heinkel, Lancaster - şimdi bunlar aldı konuşmalarda bir zamanlar Hussar süvarilerinin, mızraklı birliklerin, zırhlı şövalyelerin tuttuğu yeri. Yaşamı yeniden üretmenin, ona tahakküm etmenin ve onu yok etmenin mekanizmaları birdir ve bu yüzden sanayi, devlet ve reklamcılık iç içe geçmiştir. O zaman abartı sayılmıştı, ama "savaş ticarettir" diyenlerin haklı çıktığı görülüyor bugün: Devlet, kar dünyasının tikel çıkarlarından bağımsız değil artık; aslında her zaman onların hizmetindeydi, şimdi ideolojik olarak da oraya yerleşti. Kentlerin yıkımındaki müteahhitlerin adının her anılışı, her alkış, imar zamanında da en iyi komisyonları almasını sağlayacak itibarı kazandırıyor ona.

..... Savaşın enformasyonla, propagandayla ve medya yorumlarıyla görünmez kılınması, ilk tankların üzerindeki kameramanlar ve kahramanca ölen gazeteciler, kamuoyunu çekip çevirmeye yönelik aydınlatma tekniklerinin hercümerci ve bütün o aldırışsız, unutkan hareketlilik : Deneyimin, insanlarla yazgıları arasındaki boşluktan başka bir şey olmayan deneyimin - ki insanların gerçek yazgıları da bu boşluğun içinde şekillenir - kuruyup büzüşmesinin bir başka ifadesidir bunların hepsi. Olayların şeyleymiş, katılaşmış, alçıdan kalıpları, olayların yerini almıştır sanki. İnsanlar seyircisi olmayan çünkü herkesin küçük bir rolle de olsa ekrana çıktığı bir belgesel canavar filminin figüranlarına indirgenmektedir. O herkesin tepkisini çeken sahte savaş deyiminin altında yatan da budur.  Deyimin kaynağında, yaşanan dehşetle ilgili söylentileri "propagandadan" ibaret sayan - ve böylece vahşetlerini daha da pervasızca sürdürebileceğini düşünen- Faşist aldırmazlığın yattığı doğrudur elbet. Ama bütün Faşist eğilimler gibi bunun köklerinde de gerçeğin bazı öğeleri vardır; ve bu gerçekler de Faşist tavrın onları habisçe sezdirmesiyle kendilerini gösterebilmektedir. Savaş gerçekten sahtedir, ama bütün dehşetlerden daha tüyler ürpertici bir sahteliktir bu ve onunla eğlenenler de yıkıma asıl katkıyı yapanlardır. 



.....Darbeyi, karşı-darbe izledikçe felaket de sürer gide. Katledilenlerin öcünün alındığını düşünmek bile yeter bunu görmek için. Karşı taraftan da aynı sayıda insan öldürüldüğünde dehşet kurumsallaşacaktır...Ama ölülerin öcünün de alınmaması halinde de Faşizmin zaferi yanına kar kalacak ve bu kadar kolay olduğu görüldükten sonra da daha rahat sürdürülecektir...Sinemada haftalık dünya haberleri: Mariana adalarının işgali, Guam da dahil.Verdiği izlenim, savaşa değil inşaat mühendisliğine ve sonsuz bir ciddiyet ve yoğunlaşmayla üstlenilen bir yol-hafriyat çalışmasına ilişkin. Bir de buharlı dezenfeksiyona, yerküre ölçeğinde başlatılmış bir böcek öldürme operasyonuna.


Adorno- Minima Moralia


3 Mart 2013 Pazar

OYUNUN KURALLARI


OYUNUN KURALLARI


                       “
                                                                 “Gösteri öyle bir birikim aşamasındaki sermayedir ki, imaj haline gelir. “
                                                                                        Guy Debord- Gösteri Toplumu

     Parodik bir kolajdan ibaret olan, popüler kültürümüzün uyumlu kahramanları, popüler "entelektüeller" için, tutarlılık zorunluluğu yoktur. Her şey, her şeye bağlıdır, tarihsel olaylar hikayeleştirilebilir ve özdeşleşme sunularak bir Hollywood filmi duygusallığına çevrilebilir, mantığı ortadan kaldırma adına, aynı kelimelerle yapılan tekrarlarla, basit koşullanmalar yaratılabilir. Bol kullanılan terimler ve sıfatlarla, kişiler ve fikirler birleştirilip, kelimeler bilgilendirme işlevlerinden uzaklaştırıp, duygu çağırıcı simgeler olarak kullanılabilir. Karşıtı adına hayali bir fikir üretilip çürütülebilir. Hiç bir şey, hiç bir şeye bağlı değildir ama her şey tüketim kültürüne bağlı olmalıdır. Bu kuralın sahnede kalmanın ana şartını çok iyi bilen popüler entelektüel, bunun dışında var olan düşünceleri görmezden gelir, bunu yapamazsa da, bu fikirlerin güçlendikleri noktada, hedef kitlesine göre, içeriğini boşaltıp, tüketim kültürüne adapte etmeyi, aldığı dolgun maaş karşılığı, patronlarına bir ek iş olarak sunar. 
     

    Sosyolojik temel sınıflandırmalar yasak bir alanı içerir. Şirketlerin “geniş insiyatifli” ve espresso makineli, cool ofislerinde çalışan esnek uzmanların, özgün ve bundan ötürü ayrıcalıklı olduğu, yönetilmedikleri ve seçimlerinde özgür olduğu yanılsamasını yok edebileceği için, sınıflandırma, dar görüşlülüğün ürünü ve insanları nesneleştirme olarak gösterilmelidir.Ayrıca tutarlılık gerektiren bir sosyolojik sınıflandırma geleneği, manipülasyon olasılığını da yok edecek, tarihsel bir bakışla bakılmasının yolunu açacak ve bu anın hazcı tüketim kültürüne bir engel teşkil edecektir. Tüketim kültüründe, insanlar anlık zevklere yoğunlaşmalı, geçmiş ve gelecek algısı var olmamalı, belirsizlik ve beklentisizlikle yaşamalı ve işler kötüye gittiğinde alışverişe çıkmalıdır. Sonuçta entelektüellerimizin patronları da aynı kişiler ya da birbirleriyle çıkar ortaklığı olan kişilerdir ve kimse patronunun altını oyduğu için elbette ki ,maaş alamaz. 

     Bu oyunun devam etmesi için ise, "ignore" (görmezlikten gelme) taktiğini uygulamaktan sinirleri yıpranmış uyumlu entelektüellerimizin, patronlarından küçük bir ricası vardır, "kültür otoritesi" olmanın tek şartının otorite olarak tanınmış olması. Bu da oyunun kurallarını kabul etmeyen herkesin patolojik ilan edilmesiyle mümkündür. Sınıflara ve kişilere göre, zaman zaman Freud yardıma çağırılabilir ve aile sevgisi görmemekten kaynaklanan bir patoloji yaratılabilir. Zaman zaman, mahalle kavgası çiğliğindeki gizil kıskançlık ve haset, kimi zaman öfkeli bir psikopatlık, eksiklik memnuniyetsizlik, tanımlanan ve patolojik kılınan kişilere göre değiştirilerek kullanılabilir. Nasıl yapıldığı önemli değildir, eleştirel olanlar mutsuzdur, gerçekçi ve eleştirel bir mutluluk yoktur, mutluluğun kabülü aptallığı içerir, ( burada koşulların kötülüğünden sınırlı ve zararsızca bahsedilebilir.) , mutsuz olanların (koşulların çok iyi olduğu var sayılarak) kendisiyle ilgili sorunları vardır, daha iyi tahlil yapabildiklerini düşünen ve meşhur olmayanlar (başarının koşulunun son zamanlarda sisteme hizmet etme yeteneğinden bile iyice uzaklaştığı ve bağlantıların birincil hale geldiğini yadsıyarak) kıskançtır…vs. Otoritenin tek şartı otoriteliğin kabülüdür, ve  artık onu denetleyecek ne bir agora, ne de bir sosyallik kalmıştır, bu nedenle istediği kadar saçmalamakta serbesttir. Özet olarak işin özü, eleştirel olanları her nasıl olursa olsun, patolojiklikle sınıflandırmaktır. Bunu yaparken, daha becerikli olanları, o çok karşı olduğu ve tozlu raflarına kaldırdıkları sosyoloji kitapları ve sınıf tahlilleriyle bunu yaparlar. Zaten kodlama ve sınıfsal tahlil, muhaliflere yasaklanmıştır, sistemi oluşturanlar tarafından fişlemeye kadar olan bir özgürlük alanı vardır. (Sistemin temsilcileri, bu çalışma ve tahlillerini çok ulu orta dillendirmeyip, yalnızca strateji belirlemek için kullandıkları için, reklamcıların ordan burdan yapıştırdığı anlamları yüklediği fetiş nesnelerini tüketerek kendini var eden, "küçük kara balıkların" özgünlük ve özgürlük yanılsamaları yok edilmediği için bu bir sorun teşkil etmez. Zaten bu sınıfın üyeleri, görece ayrıcalıkları konumunu korumak için sistem ile fikirsel bir işbirliği içindedir ve sistemin kendilerini fişleyebilme özgürlüğünden çok, "kendileriyle sorunlu olan öfkeli ve tatminsiz" muhaliflerin (belki de bir yaşam danışmanı edinmelidirler.) "dar kafalı" ve trendlerin dışındaki sıkıcı tahlilleri rahatsızlık vericidir. Kazananlar ve şöhret söz konusu olduğunda (şöhretin de bir tüketim nesnesine yüklenen anlamın değişik bir anlatımı olduğunu sistem yöneticileri bilmektedir) insanların arzularının yarattığı yanılsamayla, gerçekleri görmek konusundaki yeteneksizliklerini bilen sistemin yöneticileri böylece, kendilerinden dolgun maaşlar alan, “kazanan” entelektüellerin, eleştiri üstü kalacağı bir ambians sağlarlar. 

             

              Oyunu korumanın bir yönü de, kazananlara dokunulmazlık görüntüsü vermektir. Bu kazanan entelektüeller, aynen İngiltere'nin genç ve dinç imajı adına, sömürge ülkelerindeki diplomatlarının bir zamanlar, yaşlanmadan emekli edilmeleri gibi, bu entelektüeller de başkaları tarafından yenilmeden önce, sistemin yöneticileri tarafından ipleri çekilerek bitirilir ve gerekirse yeniden kullanılmak üzere bir köşeye yerleştirilir. Zaten zaafı sahne bağımlılığı olan bu uyumlu entelektüeller, yeniden oyuna girmek için her şey olmaya razıdırlar. Zaten hiç bir şey de hiç bir şeye bağlı değildir. 

     “İktidarın kaynağı simülasyona uğratılmış bir mekana hükmetmektir ve gücü söylemlerinin gerçek olmadığını bilmesinden gelir. İktidar olarak yönetmek, bir gerçeklik olarak ölmek ve bir tuzak olarak kendini üretmektir.” Ne gariptir ki, kendi söylemlerinin gerçek olmadığını bilen iktidarın tersine  yönettikleri, bu söylemlerin gerçek olduğunu kanıtlamak için efendilerini güldüren, bir çaba içindedirler.

     Oyunun devam etmesi, kurallarının akıllıca olmasında değil, kazananların dokunulmazlığı yanılsamasına bağlıdır. 

30 Aralık 2012 Pazar

BİZ HALA RÜYALARA İNANIYORUZ



yanan izmaritin ateşiyle sigara yakar gibiydi dışarıda karanlık/Ve nedense hep hafif bir rüzgar eserdi /sokak loşluğu estetiğinde gömleklerimiz uçuşurdu /bir bayrak gibi/Ve banklar en eski tapınaklarımızdı /boşluklarında çilingirler açtığımız
Hayat uzakta hayaller yakındaydı

Nöbet tutardık geceleri duvarlardaki şehrin kutsal şiirlerini korumak için hiç sekmezdi her harfinde bir hayal uçuşurdu/cümleler yavşayıp uzamamıştı henüz /Mitolojik tanrıların hayalleri inceltemediği zamanlardaydık/Hep bir trajedi uçuşurdu havada da dönüp bakmazdı bile kimse/ve harflerin üstünü eze eze konuşan abilerimizdi/arada görünüp giden/ve bize kısa bir çığlık gibi hayatı öğreten

Sonra bir yasak gibi yakarken cigaramızı/Resimler uçuşurdu beynimizden/Hızlı değildi görüntüler ve değerliydi resimler/Biz de her seferinde farklı boyardık aynılarını içimizde
Çünkü hayat uzakta hayaller yakındaydı

O yüzden hiç utanmadan daha bir rüyaların bekçisi oluverirdik/ Şehir voltalarının sallanan tören yürüyüşleriyle / Umarsız aykırı kelimelerin mekanlarına götürüdü bizi ayaklarımız/ Hayata utangaç ve sessiz bir çığlık atan delikanlıların/Asla bir kere söylenmeyen tekrar eden cümleleri /Kesik bir müzikti mendireklerin kayalarına çarpan/
Tren yolculuklarına sabredemediğimiz harbi zamanlardı/Neden mi
Çünkü
hayat uzak
hayaller yakındı

14 Kasım 2012 Çarşamba

Welcome To The Soft Parade / 1


    20-25 yaş arası insanlar senin için tehlikelidir, unutma. Hayatta işlerine yaramayacak bilgilerin içeriğini arttır, öğretimi uzat, onları hemen sosyal hayatın içine sokma. Bağları yoktur, özgüvenleri yüksektir, bunları tersine çevirene kadar onları idare etmemiz gerekiyor.

     Çok iyi bir geleceğin onları beklediğine dair efsanelerle onları besle, eski çileci taktik. Ama eğlence alanını da boş bırakma, zararsız enerji boşaltımlı faaliyetler düzenle, anlamsız fanatiklikler yarat. Cuma ve cumartesi akşamları dışarı çıkmanın bir gereklilik olduğunu yavaş yavaş dayatmaya başla, biliyorsun geceleri ışıkları loş evlerde toplanan gençler tehlikelidir, dışarıda eğlenceyi yönlendirebilirsin ama içeride neler olduğunu bilemezsin. En uyumlu olan, en kalabalık kitleden kurtulmuş oldun, uzun bir süre, enerjileri yetmeyene kadar hafta sonu dışarıya çıkma geleneğini sürdürecek, gittikleri mekanları birbirlerine anlatarak vakit geçireceklerdir. Bu yaşlarda olası alternatif düşüncelerin tutarlı seviyelere gelmesini önlemek için boş vakit bırakmamalısın, hafta sonu hezeyanı daha bunu oluşmadan engelleyecektir. Tutarlı hale gelmemiş alternatif düşüncelerden korkma, bir süre sonra fabrika ayarlarına dönecektir. Hafta içleri ölçülüleştikçe, hafta sonu intikam geceleri daha ölçüsüzleşmelidir. 


     Daha zor ikna edebileceğin kitle, göstergelerin içinin boş olduğunu gören ve toplumun intiharını hisseden kitledir. Dışarıda kalamayacak kadar güçlü olamayanlar uzun süre direnemeyecektir, onlar hakkında bir şey yapmana gerek yoktur, bir süre sonra pişmanlık ve geç kalmışlık hissiyatına kapılacaklar ve uyumlulardan dahi uyumlu olacaklardır.  Bunu umursamayacak kadar güçlü olanlar, büyük ihtimalle yasadşı uyuşturucu maddelere yönelecektir. Uyarıcılar zenginler, yatıştırıcılar fakirler içindir, unutma, işler karışmasın. Halusinojikler ise aydınlandığını zanneden manyaklar ve insanlara sıkıcı yaşamlarını sahte şöhret kimliksizliğiyle şizofreninin kıyısında yaşattığın oyuncular içindir. Hem dışarıda kalacak kadar güçlü, hem de uzlaşmamanın, uzlaşılmış zorunlulukların monoton sorumluluğundan daha fazla güç ve irade istediğini bilen ve bu yönde kendini besleyenler hakkında maalesef yapabileceğin bir şey yoktur.(Kimilerini televizyona çıkartman yeterli olacaktır, gerçekten bunu mu istediklerini yoksa muhalif ya da ayrıksı bir duruşla samimi olarak mı başladıklarını sen bile ayırt edemeyeceksin.) Her sorunu halledememek de senin genel sorunundur, biliyoruz. Genelde sırasıyla marjinal, patolojik ve kriminal ilan ettiğin bu kitle senin düşmanındır, biliyorsun, her şeyi genel kitleye uyguladığın kurallarla halledemezsin ve özel kişilere, özel yaptırımlar uygulamak zorunluysa, toplumu kötülüklerden korumak adına, bu çok da ahlaksızca bir durum değildir. Her oyunun sertliği ve kuralları oynanılan kişilere göre değişir, genel argümanlar ve yaptırımlar genel insanlar içindir, biliyoruz. Ama bunu yaparken, gerek toplumunun senden bilinçsizce aynaladığı, "söylemlerin gerçekleri saklama kuralı" içinde konuşan ama uygulamadığı ve göze batmadan uygulamamasında sakınca olmayan ahlaki kodlarınla, gerek özel olarak karalamalar ve iftiralarla, onların gerçekten zararlı olduğuna inandırmalısın ki,kendin için değil de, toplum  uygulamadığı kurallarını bu kişilerin bozduğu için bunu onlar için yaptığına kendini inandırma ihtiyacında zorlanmasın. Yoksa, zaten yarattığın simülasyondan sıkılmış olan ve etik yaşam şansı vermediğin için böyle bir değerlendirme yetisi gelişmemiş toplum üyelerin, iyi ve kötü olduğunu dahi değerlendirmeden, bu insanlara hayranlık duyacaktır. Toplumun, her tür aykırı hatta ayrıksı insanı yüz yüzyken kınaması hiç bir şeyi değiştirmez,  ekran ulaşılmazlığının güvenliği söz konusu olduğunda katiller dahi heyecan vericidir ve uygarlığın toplumun orta tabakasına yasakladığı kötü hazları, zararsız fetişler olarak yönlendirmek faydalı dahi olabilir.  Çoğunluk sadizmiyle ve ahlaklılaştırılan söylemlerle gösterilen şiddet, hümanist ve ahlaklı  toplumumuza gizil bir haz verir ve  savaşta ölen insanları dahi keyifle izleyebilirler, biliyorsun. Şöhret göstergelerini kullandığın ve aynı zamanda gerçek farklılıkları genel mantığın dışına çıkarmayarak karikatürize ettiğin rollerdeki oyuncular, bu konuda sana yardımcı olacaktır.

     
magitte-aşk

        Cinsellik çok konuşulmalı ve az yaşanmalıdır. Her ikisinde de bir oynama olması sakıncalı olacaktır. Cinsel uyaranları arttır ama cinselliğin yaşanmasını kısıtla, böylece cinselliğin yarattığı gerilimi insanların iş enerjisine aktarabilirsin. Unutma, cinsel olarak tatmin olmuş bir insanı çalıştırman daha zor olacaktır. Eksiklik duygusu ve yem senin silahlarındır. Cinselliğe yönelik "kültürel" ürünler satmalı, cinsel içerikli espriler güldürmelidir. Cinselliğin konuşulmasının yaşanmasından fazla olması gerekir. Bu denge bozulursa işler zorlaşacaktır, bastırmayı arttırman gerekir.

     Bunu cinselliğin felsefesini denetleyerek yapabilirsin ki ,belki de en önemlisi budur. Kadınlar genel olarak kendilerini lojistik bir destek olarak görmeli, bunun yetmediği durumlarda duygusal yüceltmeleri kullanmalı, erkekler ise kendini fetheden ve koruyucu olarak görmelidir. Bunun da yetmediği durumlarda ise kabul edilebilir kötü olan, kaçamak devreye girebilir. Kötülüğün hazzı, genel anlayışın değişmesine daha tercih edilebilir bir durumdur.


     Cinselliğin iki cins arasında ortak bir zevk olarak görülmesi tehlikeli bir durumdur, unutma. Bunun da serbest cinsellik gibi sadece motto olarak kalması ve gerçekleşmemesi gerekir. Toplum bu yöne doğru giderse sosyal antropolojik verilerinin ortaya çıkar, kabile düzenine dair uyduruk bilgilerden bahset, yeni dizi kahramanları yarat.

      
Gerçekten tek eşli bir erkek işine yaramaz, erkek sadece tek eşli gözükmeli ve çok eşli olmalı ve böylece kafasında cinsellikle bağlantılandırdığı fethetme duygusunu sürdürmeli ve verimli bir iş gücü olmalıdır. Huzur da sadece bir motto olarak kalmalıdır, huzurlu bir insan verimli bir iş gücü olamaz, unutma, kendini çabalayacak kadar yetersiz hissetmelidir, kendini tamamlanmış hisseden bir insanı çalıştıramazsın, unutma. Çok eşliliğe kolay ulaşamaması ve tek eşliyken kendini eksik hissettirilmesi resmi tamamlayacaktır. Kadınsa, mümkünse duygusal boşluğa düşmediği zamanlar haricinde tek eşli olmalı, lojistik destek ve duygu yüceltimi koşullanmalarıyla yaşamaya devam etmelidir. Bunun dışındaki durumlarda, kabul edilmiş kötünün hazzı kaçamak işleri halledecektir.

    

   
    

15 Mart 2012 Perşembe

beautiful losers...

......Her zaman Komünist Partisi ve Kilise'nin beni sevmesini istemişimdir. Joe Hill gibi, folk şarkılarında yaşamayı istemişimdir. Bombalarımın sakat bıraktığı insanlar için ağlamak istemişimdir. Bizi besleyen köylü babaya teşekkür etmek istemişimdir. Gömleğimin kollarını hafifçe kıvırıp onları yanlış elimle selamlarken halkın gülümsemesini istemişimdir. İçlerinden bazıları Dante'yi tanısa da, zenginlere karşı olmak istemişimdir: onlardan biri ölüm döşeğinde, benim de Dante'yi tanıdığımı öğrenmişti. Suratımı Pekin'de taşımak istemişimdir., omuzlarımdan aşağı yazılmış bir şiirle. Dogmalara gülmek ve ona karşı egomu yok etmek istemişimdir. Broadway makinelerine karşı koymak istemişimdir. Beşinci Cadde'nin eski Yerli patikalarını  hatırlamasını istemişimdir. Kaba saba tavırlı insanların yaşadığı bir madenci kasabasından gelmek ve ateist bir amcanın öğretileriyle ailenin yüz karası bir bar kuşu olmak istemişimdir. Bir trenle Amerika' yı boydan boya geçmek, anlaşma toplantılarında Siyahlar' ın kabul ettiği tek beyaz adam olmak istemişimdir. Kokteyllere bir makineli tüfek kuşanarak katılmak istemişimdir. Yöntemlerime hayran eski bir kız arkadaşıma devrimlerin açık büfelerde olmayacağını ve istediğini seçip alamayacağını söylemek, gece elbisesinin bacak aralarının nemlendiğini görmek istemişimdir. Gizli Polis'in ele geçirişine karşı, ama Partinin içinden, savaşmak istemişimdir. Oğullarını kaybetmiş yaşlı bir hanımefendinin, kerpiç bir kilisede, oğullarına verdiği sözü tutup benim için dua etmesini istemişimdir. Pis lafların karşısına çıkmak istemişimdir. Küçük bir kilise ayininde kilise yönetimi aleyhinde konuşan pagan kalıntılarına karşı hoşgörülü olmak istemişimdir. Gizli gayrı menkul işiyle ilgilenmek, ölümsüzlüğün casusu, isimsiz bir milyarder olmak istemişimdir. Yahudiler hakkında iyi şeyler istemişimdir. Franco'ya karşı bedenimi savaş alanlarına taşıdığım için Basklar arasında vurulmak istemişimdir. Bakireliğin ele geçirilemez kürsüsünden gelinlerin bacaklarındaki siyah kılları seyrederken, evlilik üzerine konuşmalar yapmak istemişimdir. Çok basit bir İngilizceyle doğum kontrolüne karşı bir makale yazmak istemişimdir, fuayelerde satılan bir broşür, göktaşı ve sonsuzluk çizimleriyle resimlendirilmiş. Bir süre için dans etmeyi yasaklamak istemişimdir. Folkways şirketi için plak kaydı apan junky bir rahip olmak istemişimdir. Politik sebeplerle transfer olmak istemişimdir. Kardinal __' nın bir kadın dergisinden yüklü bir rüşvet aldığını öğrendim, günah çıkarttığım rahip bana küçük bir saldırıda bulundu, gerekli nedenlerle köylülere ihanet edildiğini gördüm ama bu akşam çanlar yine çalıyor, Tanrı'nın dünyasında bir başka akşam ve beslenecek çok insan var, çökmek için yalvaran bir sürü diz, yıpranıp parçalanmış cüppemin içinde aşınmış merdivenleri tırmanıyorum.........

Leonard Cohen

20 Şubat 2012 Pazartesi

KAHKAHA BENDEN YANA

       KAHKAHA BENDEN YANA

       Bir yere kadar gideceğini, dönemeyeceği kadar uzaklaşmadığını zannederdi hep. Gerçekten de öyle yapmıştı. Ama suratına yapışan o sinik gülüşün, kahkahanın ve serotoninin nasıl bir düşmanı olduğundan habersizdi.

       İki seçeneği kalmıştı şimdi.Ya sonuna kadar gitmek, ya da o yapışan gülümsemeyi yenmek.

       Sonuna kadar gitmesinin bir inanç sisteminin tekrarları olmadan mümkün olmadığını biliyordu, boşlukta konuşan şairlerin yağmurda ıslanabilme süreleri vücutlarının direnci kadardı. Delilik sanıldığının aksine hiç bir zaman çok uzakta değildi ve insanın sınırları zannedildiği kadar geniş değildi. İç ısıtan bir kaç simge olmadan sonuna kadar gitmek mümkün değildi. Simgelerle gidilen son ise bir labirentin aynalarından farklı değildi. Oluşturduğun bir labirentte aynaların illüzyonlarında oynanan oyunlar, ciddileşen  yüzler ve varoluş nedeni haline gelmiş bir kurgunun canın pahasına savunulması. Ciddi, ciddi olduğu kadar da fedakar görünen, fedakar göründüğü kadar da fedakar olduğuna inanan, kırpma zaman aralıkları azalmış dik bakışlı gözler. Varılan sonuç itibariyle birinci yoldan farkı kalmamış, yağmur yağarken saçağın altında izlenen karanlık dar sokaklar hakkında iddiaya giren bir avuç salak. Loş bir kafede içtiği esperessonun etkisi, çeviri cümleleri ve bir çığlık gibi çıkan hakikiliğin arasında kalmışlık. Yazı mı tura mı?

       Sinik gülümseme. Kahkahanın ve serotoninin düşmanı. En ilkel maskelerle girilen dar sokaklar. Yağmur hiç bir zaman dinmez, diniyor gözükürken de dinmez. Yaşam hiç bir zaman kolay olmayacaktır, kolay olduğunda da kolay olmayacaktır, insan onu zorlaştırmanın bir yolunu bulur. Basitleşme, son metaforlarını da en yakınındaki yazara hediye et. Derinlik mümkün değildir, olsa da gerçek değildir, labirent ve aynalar. Yıkıcı kahkaha, göz bebekleri ne kadar büyüyorsa bu sırada o kadar etkili. İlkel maskeler ve yıkıcı kahkaha. Saçaktaki yazı tura işinden daha çekici şimdilik. Bunun tarih yazmakla filan ilgisi yok. Tarih yeniden filan yazılmıyor, tarihi yazma işini üstlen(diril)en başkaları olacaktır ve birbirinin tekrarı olan bir şekilde, aynı metotlarla isimlerin anlamı değiştirilerek, roller çeşitlendirilerek aynı ayinlerle devam edecek insanlık. Kelimeler çoğunluk için her zaman hayal çağırıcı simgelerdi, mantıklı neden-sonuç ilişkileriyle kimseyi ikna edemeyen, çaresiz, lince uğramış ciddi suratlı adama atılan tekmeler ve o hala mantıklı düşünmeye çalışıyordu ölürken.

       Mantık her çağın orospusudur, ve birbirine benzer iki orospu ekranda gözükemez, kontenjan sınırlıdır. Orospu olmanın ön şartı estetikli olmaktır, geriye kalanlar tutkunun sınırlandırılmamış sarhoşlarıdır.

       Tek çare yıkıcı bir kahkaha basitliğinde cevap vermek bu garip bir şaka olan, ama kimse gülmediği için gülünmeyen absürtlüğe.